Her şey bir hayalle başladı.
İnsanoğlunun en büyük özelliği, “olmayan” bir şeyi “varmış” gibi zihninde şekillendirilmesidir. Buna “hayal etmek” de denir.
Otomobil, telefon, uçak, füze önce hayal ürünleriydi değimli?
Mucitleri onları zihinlerinde tasarlamasalardı. Bu icatlar hiçbir şekilde gerçekleşmedi.
Biz de hayal ettik önce, hayalimizi gerçekleştirmek ise bir “mucitin” karşılaştığı sıkıntılardan aşağı kalmazdı hani?
Bilim adamları için “deli” yakıştırması yapılırya,
Bizimkisi “delilik” değil, “zırdelilikti”
Kime sorsak, "yapmayın ya, kafayı peynir ekmekle mi yediniz” dediler.
Ama biz önce kendimize güvendik. Bizi bağrında barındıran “Bozkıra” “Bozkırlıya" inandık sığındık.
Çünkü bizi “biz” yapan “Bozkıra” borcumuz vardı, ödenmesi gerekiyordu.
Hayatımızda boşluk vardı, “mana” gerekiyordu.
Olayların, yaşananların, hataların, sevapların, kaydedilmesi ve belgelenmesi gerekiyordu.
Toplumsal hafıza gerekiyordu, gerçek “GÜNDEMİN” oluşturulması gerekiyordu. “Delilikse, delilik, zır deli, değil zırzır delilik” deyip çıktık yola…
Sürekli kağıt yiyen mürekkep içen, film tüketen, elektrik sömüren, emeğide cabası, bir işe kalkıştık.
“Ömür törpüsü” süreli yayın işine giriştik. Aynı bir ana gibi binbir zahmetle sancıyla yavruladık.
Adınıda “ Bozkır Gündem” koyduk. Sevgili Bozkırlılar bu yavru artık sizin.
Çünkü ona hayat suyunu siz verdiniz. Siz yaşattınız onu…
“Yaşatmayı hak ettiği” sürece de siz yaşatacaksınız inşallah.
“Yavrumuz “ 1 yaşında. İyiki doğdun ” Bozkır Gündem”…